Anasayfa
İlk İnsan İlkel miydi?
Üye Değerlendirme: / 5
 

Yazan: Hayrettin KAYA, Tarih: 25-07-2010 15:58  

Okunma Sayısı : 44

Beğenilme : 4

Yayınlama yeri : Edebi Sohbet Yazıları, Hayata Edebice Bakış


Değerli Dostlar;

Ülkemizdeki arkeolojik kazılarla ilgili gelen bir haber,beni hayli heyecanlandırdı.

Haber şöyle:

Bilim Dünyasını Şok Edecek Buluş:

Kayseri-Sivas karayolu üzerindeki Kültepe Höyüğü'nde yapılan kazılarda bulunan Asurlu bir tüccara ait iskeletin incelemesi sonucu, yaklaşık 4 bin yıl önce, kafatası açılarak, beyin zarı iltihabı operasyonu yapıldığı tespit edildi.Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu,yaptığı açıklamada; ''Kaniş tepesinde kazılara başladığımız ilk gün, daha doğrusu temizlik çalışmaları sırasında bir mezar bulduk. Koloni çağına ait 4 bin yıllık mezarda, olasılıkla Asurlu bir erkek tüccara ait olduğu tespit edilen iskeletlerin yanında, tüccarın özel eşyaları ve silah olarak kullandığı mızrak ve baltası da bulundu. İskeletin kafa tasında kazı heyetimizdeki antropologların yaptığı incelemede Asurlu tüccarın ölmeden daha önce başarılı bir beyin ameliyatı geçirdiği ve iyileştikten sonra hayatını kaybettiğini tespit ettiler.''(23 Temmuz 2010)

Kur'an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder.
Birisi; ilk insan Hz. Adem (as)'ın, ikincisi de diğer insanların yaratılmasıdır. Bu farklı yaratılışlara bazen ayrı ayrı ayetlerde, bazen de aynı ayette dikkat çekilir.

Nitekim Mü'minun suresinde;
"Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem'in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)..."(Mü'minun, 12-14).
Yarattığı kulunu en ince ayrıntısına kadar detaylandıran yüce Rab,kullarına akıl denilen muazzam bir nimeti bahşetmiştir.
İnsanoğlu aklı sayesinde,belli bir süreliğine yaşamak üzere bırakıldığı yeryüzünde,yaşam için gerekli uygun koşulları,tarihin her döneminde oluşturabilmeyi başarmıştır.
Tarih öncesi devirlerde ilkel olarak yaşadığına dair ifadeler,safsatadan başka bir şey değildir.
İlkellik,aklını kullanamamanın bir sonucu yaşanmış ise doğrudur,21.yy’da bile Afrika’nın ve Dünya’nın başka yerlerinde çok ilkel hayat koşullarında yaşamaya devam edenler halen bulunabilmektedir.Mağara yaşamı ilkelliğin bir sembolü ise bugünde mağaralarda yaşamaya çalışanları ne ile açıklayacağız.
Bu sebeple “ilkel mağara adamı kurgusu” gerçeği yansıtmamaktadır.Hele ki binlerce yıl boyunca insan türlerinin aynı şekilde ilkellikte yaşadıklarını düşünmekte yanlıştır.
Bugünün bilinen 4.000 yıllık medeniyet tarihi ile 32.000 yıl önce Chauvet Mağarasındaki resimler arasında bağ kurarsak ilk bilinçli insanın hiçte “ilkel”olmadığını görebilmek mümkündür.
Arkeolojik bulgular göstermektedir ki Buzul döneminde bugün denizlerle kaplı pek çok yer kara parçasıydı ve insanların bu bölgelerde yaşamaları muhtemeldir. Buzul devrinin sona ermesiyle bu kara bölgeleri sularla kaplandı.
Tarihçilerin bir kısmı Buzul döneminde kurulan medeniyetlerin travmatik iklim değişiklikleri sırasında ortadan kaybolduklarını düşünmektedir. “Yaban” insanının doğayla uyumlu teknolojiler geliştirmeleri de karanlık döneme ait ilkel olmayan tarihsel bulgular geçmişin hiçte “geri” olmadığını göstermektedir.


Son Güncelleme: 25-07-2010 19:14

Anahtar kelimeler : insan, hayrettinkaya, ilkel
User comments Quote this article in website Favoured Print Send to friend Save this to del.icio.us Related articles Read more...
Kınalızade Hasan Çelebi(Gülce-Bahçe)
Üye Değerlendirme: / 3
 

Yazan: Feyzullah KIRCA, Tarih: 24-07-2010 09:52  

Okunma Sayısı : 34

Beğenilme : 4

Yayınlama yeri : Edebi Sohbet Yazıları, Hayata Edebice Bakış

 Osmanlı döneminde, düşleriyle yetişen

Aşkın dehlizlerine, yürüyorken gelişen

Yaşamın yaprağına, gözleriyle ilişen

Yepyeni heveslerle, yakınların gözü şen

…Olan ve kendisi yola düşen,

….Müderris Kınalı zade Hasan Çelebi

…..Bin beş yüz kırk altı yılında Bursa’da doğdu

……Fıkıh ve kelam âlimlerinin büyüklerinden oldu

……..Cehaletini ilim ve irfan ile kovdu…

 

Babası bilgin kınalı Zade Ali Efendiydi

Müderrislik ailecek onların hepten fendiydi

…Bursa’da Hamza Bey Medresesindeydi müderris

…..Kınalı zade Ali Efendinin babasına

……Emrullah efendi dendiydi

…….Onun babası Abdulkadir Hamidi de

……..Veriyordu yanakları Gülşen,

………Yüreği ilme susamış talebelerine ders.

 

…Kınalı Zade Hasan Çelebinin büyük dedesi

…..Sakalına kına yaktığı için söylendi ziyadesi

…….Kınalı zade diye tanınır Hasan Çelebinin

……..Dedesi ve babasıyla kendisi

Veli olan dedeleriyle, eli öpülesi babası

Var idi belki bir hırkayla, belki birde kalın abası

Değildi onlar insanların, hiçbir ahvalde de kabası

Zamanın en yüksek bilgili, âlimleriydi tebaası

 

Harama helal, helale haram diyen tüm beylerden

Haramlardan ve şüpheli olan bütün her şeylerden

……Haram olma korkusuyla

……..Mubahların çoğundan sakınırdı

………Tüm aile bütün kurgusuyla…

Son Güncelleme: 24-07-2010 19:41

User comments Quote this article in website Favoured Print Send to friend Save this to del.icio.us Related articles Read more...