Anasayfa
Kul Hakkına Aldırmadan
Üye Değerlendirme: / 1
 

Yazan: Feyzullah KIRCA, Tarih: 07-02-2010 23:50  

Okunma Sayısı : 11

Beğenilme : 1

Yayınlama yeri : Edebi Sohbet Yazıları, Hayata Edebice Bakış

İşçiler yavaş üretimden çalar

Esnaf ve tüccarlar vergiden çalar

Memur dersen geç mesaiden çalar

Hem de hiç kul hakkına aldırmadan

 

Değirmenci aldığı haktan çalar

Fırıncı ekmeğin gramından çalar

Manav malın kalitesinden çalar

Hem de hiç kul hakkına aldırmadan

 

Kasap dediğin bayat etten çalar

Celep kusur saklar yalandan çalar

Namazdan çıktım der İslam’dan çalar

Hem de hiç kul hakkına aldırmadan

 

Taksi şoförü fazla turdan çalar

Tütün içen kendi ömründen çalar

Toplumda içer benimkinden çalar

Hem de hiç kul hakkına aldırmadan

 

Dernek ki fakire yardımdan çalar

Doktor sübyanın organını çalar

Özel der, devletin malından çalar

Hem de hiç kul hakkına aldırmadan

 

Bürokrat torpilde rüşvetten çalar

İlk maaşını hepten haksız çalar

Üreten malda malzemeden çalar

Hem de hiç kul hakkına aldırmadan

 

 Feyzullah Kırca

Akbaşlar Köyü / Dursunbey

Şiirin tüm hakları şairin kendisi ve/veya temsilcilerine

 

Son Güncelleme: 08-02-2010 18:32

User comments Quote this article in website Favoured Print Send to friend Save this to del.icio.us Related articles Read more...
Eğitim Saçmalığı Üzerine...
Üye Değerlendirme: / 3

 Eğitim Saçmalığı Üzerine Bir Çıkarsama
İnsan yoktur, bireycikler vardır.

Eğitim üzerine yazı yazıp, konuşanların ekserisinin, temelle alakalı  perspektif eksikliğinden kaynaklanan problemlerinin olduğu kanaatindeyim.

İçerisinde bulunulan sistemli eğitimin, etkisi dışına çıkamamanın verdiği bir handikap olsa gerek bu.

Zira, eğitim üzerine revizyondan (düzeltmeden) bahsedenlerin de aynı eğitim sürecini yaşadıklarını göz önünde tutarsak, buradan köklü bir değişim fikriyatı veya eleştirisi beklemek oldukça güç olacaktır.

Eğitimin, özü itibariyle, ideolojik bir mahiyetinin bulunduğu, zorunlu kılınmasıyla amaçlanan şeyin de, bu ideolojiyi kitleye aşılamak olduğunun farkında olamayanlar, maalesef sistem içi konuşmanın kısır döngüsü üzerinde vakit harcıyorlar.

Şu dersin önemi, bu dersin saati veya yöntemi üzerinden, bir değişimi konuşmak, ancak var olan yapının meşruiyetini kabule ve meşru kabul edilecek şeyin de mahiyeti üzerine hiçbir şekilde konuşamama vaziyetinden bir adım öteye götüremez kişiyi.

O halde, halka “zor” kullanılarak verilen, bu “zorunlu eğitimin” amaçladığı şey nedir, onu düşünelim.

Bunun cevabını, Fransız İhtilâlı’na kadar götürmemiz elzemdir; çünkü zorunlu kılınmış her şeyin, gelip ona dayandığını biliyoruz.

Fransız İhtilalı’ndan önce,  her şeyin merkezinde nasıl kilise varsa ve eğitimde de onun sözü geçerli ise, ihtilaldan sonra da merkeze oturan ulus-devlet, eğitimi kendi ekseninde biçimlendirmiştir.

Birinde Kilise'nin, diğerinde devletin tek tipleştiriciliği söz konusu, fakat yine de kilise dediğimiz kurumun insanı, ulus-devlet kadar homojenleştirici bir organizasyona kattığını söyleyemeyiz.

Eğitimde, devletin tekel kurması, eğitim dediğimiz şeyin, devletin yararına olmak üzere kurgulanmasından kaynaklanır.

Yani merkezde “insan” yoktur. Devletin çıkarları doğrultusunda eğitilen “bireycikler” vardır. Veya vatandaş…