Bu yazımızda ağırlıklı olarak,kaleme aldığımız bazı yazılarla ilgi tarafıma bir şekilde ulaşan (olumlu-olumsuz)eleştiri konuları üzerinde durmak istiyorum.
Son günlerde yazdığım bazı yazılara doğrudan yada dolaylı bir şekilde olumlu ve sınırlı sayıdada olsa olumsuz eleştiriler yapılmakta.
Yapıcı eleştirilerde bulunanlar bizdeki yazma hevesini kamçılamaktalar.
Elbet olumsuz eleştirilere cevap verme gibi bir zorunluluğumuz yok.Zira ilgili arkadaşlar, nereden tutsam elimde kalıyor misali,olayı kendi ideolojik bakışları doğrultusunda değerlendirmekteler.Yani anlayacağınız koyu bir taassup sözkonusu. Her şeye rağmen,o tarz düşünce sahiplerinin düşüncelerinede, demokrasi kültürümüz gereği,saygı duyarım,duyulması gerektiğinede inanırım.
Zira herkes aynı şeyleri düşünseydi bana bu kadar ilham kaynağı kim olacaktı? Eleştirel yaklaşımlar,bende daha çok araştırma ve daha önce yüzeysel incelediğim konuları derinlemesine inceleme ihtiyacı doğurmakta. Bu açıdan onlara müteşekkirim. Gelen olumsuz yorumlardan hareketle şu bilgilerin bilinmesinin zaruri olduğuna inanıyorum. Dini siyasete alet edenler,en başta edenlerin sorunu ben edilmesine şiddetle karşıyım. Ordumuz,kim ne derse desin,evet bizim ordumuzdur ve bize göre ''peygamber ocağı''dır. O nedenle askerimize ‘mehmetçik’deriz.Şehit olmak için gideriz asker ocağına ve tatil beldelerinde askerlik yapmak için devreye çeteleri sokmayız,birilerinin yaptığı gibi. Ordumuz üzerinden siyaset yapanlara ne demeli? Bizim gibi düşünen yüzbinlerin derdi sadece’Güçlü Türkiye Güçlü Ordu’dur. Peki karşı olunan nedir?
Şahsi menfaatlerini ülke menfaatlerinden üstün gören bu nedenle yasa dışı oluşumlarla işbirliği yapıp,ülke ve milletin aleyhine ‘cunta-darbe’heveslisi olanlardır. Kimse,böyle birileri varmı ki?Demesin,var işte kardeşim. Bu kişileri zaten,bir kere ordu mensubu olarak saymak evvela bu kutsal ocağa yapılabilecek en büyük kötülüktür. Sanaldaki ses kayıtlarında ülkeye,millete,kutsal değerlerimize hatta bu ülkenin ‘Başbakan’ına ve hatta ‘Genelkurmay Başkanı’na dahi hakaret edebilenleri,bu ordudan saymak bu kutsal ocağa en büyük kötülüğü yapmak olmazmı? Vatanseverlik ve milliyetçilik kişiden kişiye değişen kavramlar değildir.Tektir ve icap edilmesi gerekenleri yapmayı gerektirir. Kardeşim,eğer vatanı seviyorsak,vatana zararı dokunanlara karşı dik ve uyanık durmak zorundayız. Milleti seviyorsak,ona yönelik,ona zarar verecek her tür girişimlere(darbe gibi...) karşı göğüsümüzü siper etmeliyiz. İş bu kadar basit. Şu orta yere dökülen sesli ve görüntülü kayıtlar,yazılı,dvd,cd kayıtlı belgeler,tlf kayıtları,tanık ifadeleri,itiraf edilenler,bölücü terör örgütü kamplarında çekilmiş resimler,yer altından adeta fışkıran silahlar... Allah aşkına bunların binde biri misal Fransa gibi bir ülkede yaşanmış olsa ve yer altından bir sandık kayıt dışı silah çıkmış olsaydı,suça meylettikleri iddia ve ispat olunanları savunacakların sayısı ne olurdu? Benim korkum şu ki;yarın bir gün bu suçu işlediği iddia edilenler,mahkemede suçlarını itiraf edecekler,buna rağmen bizim içimizdeki kimilerimiz halen’hayır’cı olmayı sürdürecek gibi. Bu sizce çok garip bir durum değil mi? Bir siyasi partiye ve bir cemaate duyulan aşırı kin,belliki birilerinin akıl ve izanlarını işlemez hale getirmiş. Bu ülkenin gerçek vatanseverlerinin derdi ne bir siyasi parti nede bir cemaat. Her şey gelip geçici baki olan ilahi düzen ve adalettir.Şahsen benim boynum sadece bu karşı konulamaz güç karşısında eğilir ve kıldan incedir. Diğerleri mi? ilgilendirmez bile... Milli Mücadele yıllarında,işgalcilerin kolayca cesaret edemediği,edemedikleri içinde yapmaktan kaçındıkları ve yaptıklarındada Maraş misali anında sert tepki gördükleri hakaretvari davranışları,bugün içimizden birileri gibi görünenler en ileri boyutta,yüksek sesle hangi cesaretle dillendirmekteler. Siz hiç ses kayıtlarını dinlemediniz mi? Kimin söylediğinin ne önemi var,işte içimizden birileri.Bu hakaretleri sıradan biriside söylese çok iğrenç ve tehlikelidir. Ona gösterilecek tepkileriniz ne düzeyde kaldı?
Yoksa size görede mi ''bir kısım'' vatandaşlara her tür hakaret edilebilir?
Öyle ise durum oldukça ilginç doğrusu. Bu konuda o kadar müzdaribimki sayfalarca yazsam yazacak bir şeyler geliyor akıla. Özgür düşünce adına birde olayı ideolojiden sıyrılıp bu şekilde düşünsek diyorum. Bu ülkenin tek ve gerçek sahibi; Büyük Hun İmparatorluğunu kuran Teoman’ın ruhudur, İstanbul’u feth eden Fatih Sultan Mehmet’in felsefesidir, 33 yıl masonlar ve siyonistlerle mücadele ederek Devlet-i Âliye-yi Osmâniyye’ yi ayakta tutmaya başarmış II.Abdulhamid’in dirayetidir, Yedi düvele karşı milletinden aldığı güçle üstün bir başarı elde ederek Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk’ün çağdaş medeniyet çizgisidir. Bu ruha, Bu felsefeye, Bu dirayete, Bu çizgiye ihanet edenler ile yüzünde maskeli dolaşanları tanıma ve deşifre etme vakti gelmiştir. Farkında olmadan,yanılanların çizgisinde olmamak gerekir. Tekrar ediyorum mesele herhangi bir siyasi parti veya herhangi bir cemaat değildir. Türkiye üzerinde oynanan oyunlar öyle beş-on yıllık geçmişi olan oyunlar da değildir. Şark Meselesinin 1815 yılından beri yüksek sesle dillendirildiğini unutmamak gereklidir. Saygılarımla...
''Resimler Dile Gelse''bölümünde sizinde resimlerinizin yayınlanmasını istiyor iseniz işte adresimiz:
Bu mail adresi spam botlara karşı korumalıdır, görebilmek için Javascript açık olmalıdır