Anasayfa arrow Edebi Sohbet Yazıları arrow Hayata Edebice Bakış arrow Kınalızade Ali Çelebi(Gülce-Bahçe)
Kınalızade Ali Çelebi(Gülce-Bahçe) PDF Yazdır E-posta
 

Yazan: Feyzullah KIRCA, Tarih: 24-07-2010 09:54

Okunma Sayısı : 66    

Beğenilme : 6

Yayınlama yeri : Edebi Sohbet Yazıları, Hayata Edebice Bakış

 Ta uzaklardan esen, umut yelleri gibi

Bin beş yüz on bir günü, yazın gülleri gibi

Isparta’da doğar da, babası Emrullah’a

Sevgi sunar gözleri, sevda gölleri gibi

…Emrullah Efendi kadılık mesleğini icra eder

…..Sevda bülbülleri gibi dost dost deyip dosta gider.

…… Fatih Sultan Mehmet'e de

……..Şehzadeliği döneminde hocalık eder.

 

Uçarı rüzgârlar ki onun dağlarına tutunan

Güller diyarı Isparta diye cihana nam salan

Ali Çelebi ilk tahsilini doğduğu yer olan

Bu günkü renk çağıltısı, bu gül şehirde başlattı

Sonra üç kıtanın, geçiş köprüsü

Yedi büyük tepe, olan örtüsü

Eyyub’u kuşatan, fetih dürtüsü

İstanbul’a gelir, devam ederek

…Akrabası Kadir Efendinin nezaretinde
….Tahsilini ikmale çalışır, taviz vermez zarafetinde…

 

Mahmut Paşa, Davut Paşa ve eski Ali Paşa

Medreselerini bitirirde bu doğrultuda

Fatih’teki üniversiteye girer de sonra

Tanınmış müderrislerden dersler alır burada

… Bunlardan biri Kara Salih Efendi

….. Bir diğeri de Kamil Çivizâde kendi

……Bin beş yüz yirmi dokuzda onun yardımcılığını üstlendi…

 

Ali çelebinin Müderris olmasına gelince sıra

Sıra beklendi töre beklendi

Teklendi Ebussuud Efendi’den ses soluk çıkmaz oldu

Çıkmaz oldu onun uhdesinde olan tayin etme yetkisi

Yetki onundu ama vardı belki bilinmedik bilgisi

Bilgisi, kamalat ve faziletine rağmen kendine rakip saydığı

Saydığı ve belki bir o kadar da sevdiği Çivi zade’ydi

Çivi zade’nin ise bizim Kınalı zade Ali yardım eriydi…

 

Eriydi de bu beklemenin vardı bir başka sebebi

Sebep neyse neydi, belki de kendince düşündüğü bahaneydi

Neydi, bahaneydi, Ali çelebi’yi fazlasıyla üzmekteydi.

 Üzmekteydi ve görev beklemekten bıkıp da sabrı tükenmekteydi

Tükenmekteydi de sonunda teklif etmiş olduğu bazı eserleri alıp

Alıp gider de dikilir Ebus Suud Efendinin kapısına

Kapısına Ebus Suud Efendi Kınalızâde'ye niçin geldiğini sorar

Sorar da alır hem de soruya kızgınca bir cevabı

Bir cevap ki; ‘Memuriyet ve müderrislik görevi almaya

Almaya devlet ricalinin kapılarını nail oluyorlar dolaşarak.

Dolaşarak değil hakkımızla istiyoruz bizde

Bizde müderrisliği yazdığımız bu eserlerle istiyoruz almak

Almak için başka kapıları aşındırmak gerekse bilelim

Bilelim de ona göre hareket edelim’ dedi.

 

Dedi bunları, Kınalızâde Ali Çelebi

Çelebi dedi, Ebus Suud Efendi dinledi

Dinledi ve genç müderris adayının eserlerini

Eserlerini okudu, bir güzel inceledikten sonra

Sonra derhal Edirne’deki Hüsamettin Medresesine tayin etti.  

 

Tayin etti ve onun bu sert tavır ve sert karşılığına kızmadı

Kızmadı âlicenap ve kadirşinastı Ebus Suud Efendi

Ebus Suud Efendi yanındakilere, onu şöyle örnek gösterdi

 

Gösterdi ve; ‘İşte insan olan böyle fiilen

Fiilen ehliyet ve liyakatini ispat ederek hakkını ister.

İster hakkıyla hakkını da, emeline nail olabilmek için

Olabilmek için kimseden şefaat ve delalet etmez.

Etmez çünkü bu insanlık değildir’ dedi.

 

Kınalı zade Ali çelebi efendi

Edirne Hüsamettin Medresesi'nde

Bursa vilayeti Hamza Bey’inde

Veliyiddinoğlu Ahmet paşa

Kütahya’daki Rüstem paşa

Sonra da İstanbul’da da

Yaptırdı Rüstem Paşa

Kendisi medrese

 

Kınalı zade Ali çelebi efendi

Geçti bu adrese müderris olarak

Sonra da Haseki Medresesine

Geçti de müderrislik alarak

Ona bol şöhret kazandıran

Sahn-ı Seman medresesi

Ve Süleymaniye’de

Görevde kalarak

 

Öğrencileriyle, hakça ilgilendi

Daha çok okudu, çokça bilgilendi

…Kınalı zade Ali çelebi efendi

….Kitaplar göze indi

…...Beş yıllık görevde kalma sırasında

…….İlerledi nice ilimler arasında

Nasip oldu menzilde, görevde yükselmesi

Eyalet Kadılığı, kazandığı payesi

…Kınalı zade Ali Çelebi,

….Elli dört yaşında idi kendisi

…..Şam kadılığına tayin edildi

 

…Sonra sırayla Mısır, Bursa ve Edirne de

…..Vilayeti İstanbul, kadılığı görevine de

Dokuz yıllık başarılı, bir yolculukla yürüdü

Hak ve adalet yolunda, hep doğruluğu bürüdü

Zor koltuğun ürpertili cazibesine dalmadan

Üzerine mazlumların, ahlarını da almadan

 

Gönlünün sarmalında bir sevda gerçek oldu

Kalıcı nefeslerle, gözleri mercek oldu

Gönül limanlarına, yağmur düşecek oldu

Üzerine mazlumların, ahlarını da almadan

….Kazasker olup, Anadolu Kazaskerliğine tayin oldu

 

Bin beş yüz seksen dörde, kadar kaldı görevde

Edirne de Nıkris’e, yakalandı da gövde

Bu illetin yüzünden, yata kaldığı evde

Darı bekaya göçtü, kuşlar ötmez gırevde

 

….Çok başarılı bir müderris

…..Başarılı bir devlet adamı olarak biliriz
Üç dilde şiirler yazan, kudretlice bir şairdi

Böyle insanlar gerekli, onlar dünyada nadirdi

Fıkıh ve tefsir ilminde, çok güçlü otoriteydi

Matematik ve Felsefe, ilminde de ileriydi  

…….Dönemin en önemli simalarından biriydi…
…….. Nitekim Tecrid, Mevakıf ve Keşşaf gibi

……….Ünlü eserlere "haşiyeler" de yazan bir ilim ehliydi.

 

…Bir başka ilginç nokta ise,

Ona neden Kınalı zade, dendiği ile ilgilidir

Rivayeti hak dedesi de, çok veli bir sevgilidir

Sakalına kına yaktığı, bilinenden bir bilgilidir

Bu yüzden kendisi ve oğlu,  hasan ile tüm ailesi

……Kınalı zadeler diye namları bu güne gel gilidir.


Hiçbir kuşku yok ki, en ünlü eseri

"Ahlâk-ı Alâî " adlı şaheseri
Olmasın isterdi ki, ahlaki bir yarada

Şam’da görevini yaptığı sırada

…Suriye beylerbeyi Ali Paşa adına

….Yazıp erdi bu güzel muradına.

 

……Dahası Mehmed Ali Ayni'nin ifadesiyle,

Dört yüz kusur senelik bir zaman geçmesine

Ahlak ve yaşantının bayağı göçmesine

Nefisler türlü türlü, kötülük içmesine

Ve bu yolda eserler, yazılmasına rağmen

…….Bu kitabın derecesinde kuvvetli

……..Ahlaki konularda dirayetli

………bir ahlak kitabı yazılamamıştır ehliyetli…

 

………Birçok haşiyeler ve risaleleri

……..Türkçe, Arapça ve Farsça şiirleri

…….Münşeat ve tefsirden mübahaseleri

.…..Olmak üzere on ikiyi aşkın eserleri

.....Yazan Kınalı Zade Ali çelebi;

…Vardır dinleyin helebi

Toplum yapısının ana unsurları

Dört madde çevirir, insanda surları

Su, ateş, havayla toprak anadır der,

Değinelim buna, kısaca ne söyler;

 

"Hayatta
Toplum yapısı

Dört şey ile kaimdir;

Nasıl insan için su varsa,

Toplumların suyu ki ulemadır.

En geniş anlamda bilgiyle var olmadır

Ulemalık toplumda ilimle hayat bulmadır.

 

İkinci

Unsur şudur ki;

Ateş ısıtan bir yar,

Nasıl ki insana ateş var,

Topluma ateş muharip güçlerdir.

Bunlar işini yapmayıp görev savsaklar

O zaman toplumun hali yanan acı içlerdir.

 

Üçüncü

Unsur şudur ki;

Toprak saklar baharı

İnsan ki muhtaçsa toprağa

Toplum da tarıma ihtiyaç duyar

Çiftçi ürünler üretip koyar ortaya.

Toplumun toprağının teşkil eder çiftçi ağa…

  

Dördüncü

Unsur şudur ki;

Hava nefeslik bir yar,

Nasıl ki nefessiz ölüyor.

Toplumun ise havası tüccardır.

Zaruri malların olduğu uzak diyar

Tüccarla toplumların istifadesine sunar…"

 

…..Diyen Kınalı zade Ali Çelebi;

"Toplumun temel meselesi, bu unsurlar arasındaki

Dengenin iyi korunması, işleyişler sırasındaki

Birinin üstün gelmek için, saldırısı sırasındaki

Diğerine bir tecavüzü veya göreve karışması

……Gözün işi kulağa, kolun işi parmağa

……..Kol yardım ederse, yolun gidicisi ayağa

………Bozulur ya bedenin düzeni.

……….Karışırlarsa askerler yönetime

………..Başlarlarsa ticaret ve de üretime

…………Askeri güç azalır, çok olur üzeni" der…

 

Ve devam eder

Kınalı zade söze;

"Bir hikâyedir

Söylenir dilde dile

Kisra Hürmüz’e

Söyler vezirler bile

Dinle bir hele

Başka beldeden, göze

Hoş gelen cevher,

Taçlar ve de mücevher

Gelmiş biz gördük.

Saraya satın alıp,

Satarak zengin

Olmaya tez yürürdük"

Diye arz ettiler.

 

Hükümdar cevap verdi;

"Hak Rabbim bize

Saltanat nasip etti.

Ticareti de

Halkımıza bu yoldan

Rızık temine

Vesile için verdi.

Biz hükümdarlık

Onlar ise tüccarlık

Herkese ödev

Güzel yapmak öz görev"

Dedi, ders arlık

Bilsin bunu insanlık….

 

….Yine eserlerinden birinde rivayet edilir ki;

Japon devleti, ilk hükümdarı

Şogun Leyasu, ismi medarı

Son savaşını, kazanıp geçti

Sonra bir daha, at binmemişti.

 

"Kazanılır ama savaş at sırtında

Yönetilemez ki ülke at sırtında",

…….Demiş.

……..Kemal Tahir de buna ilaveten İttihatçılara;

Vazgeçemediniz gitti, şu tabanca doyunuzdan

Muhalefette düşmedi, iktidarda huyunuzdan

Kurtulun dedim size de, beni hiç dinlemediniz

Haberiniz yok ülkeme; kazdığınız kuyunuzdan

 

….Anlatamadım ben size,

….. Edilemeyeceğini tabancayla devlet idare…

Tabancalık iş değil bu içine düştüğümüz bela,

Üstesinden gelinecek iş değil tankla topla bile.
Adalet ve hukukla kalkınmadan gerisi nafile

Çıkar benim ülkem düzlüğe sevgi ve hoşgörü ile"

……….Diyorum bende okuyan gönüllerinize…

 

 Feyzullah Kırca

Şiirin her hakkı şairin kendisi ve / veya temsilcilerine aittir. 

Son Güncelleme : 24-07-2010 19:51

   
Quote this article in website
Favoured
Print
Send to friend
Related articles
Save this to del.icio.us

Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2010 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved
< Önceki   Sonraki >