Anasayfa
Sonbahar
 

Yazan: Mustafa Özbilge, Tarih: 03-09-2010 04:46  

Okunma Sayısı : 29

Beğenilme : 5

Yayınlama yeri : Edebi Sohbet Yazıları, Hayata Edebice Bakış

 Sonbahar, tabiatta büyük bir inkılabın gerçekleştiği sahnedir. Ya onun insan tabiatındaki inkılabı...

Küçük bir yerde büyümenin kederi düşer sonbaharda. Çünkü ağaçlarını nasıl tanırsan o beldenin, insanlarını da öyle tanırsın. İkisi arasında teneffüs ederek büyümüşsündür çünkü. İkisi arasında koşaraktan…

Ağaçlar, sonbaharda yapraklarını koyuverdi mi toprağa, gücenirsin… Ne anlatmak istediklerini anlayamazsın bir türlü, belki ağlarsın.

Ağaçların dallarından, insanların kucaklarına sığınırsın sen de. Kırgın kalbini teskin edecek yuva ararsın etraflarında gezinerek. Onlarla doğmuş, onlarla oynamış, onlarla büyümüşsündür.

Fakat beklenmedik bir karşılık çarpar seni, sonbahar ağaçlarında olduğu gibi; elinden tuttuğun varlığın, elini bıraktığına şahit olursun, parmaklarının çözüldüğünü…

Bu, ağaçları anlamaktan daha da zordur. Belki onu anlayamadığından, bunu da anlamakta zorluk çekmektesin.

Yalnız kalmak tedirginlik verir, daha çok meşgul eder çünkü hislerini.

Şaşkınlığını dinleteceğin kör bir kuyu ararsın. Veya kendi sesini aksettirecek yüce bir dağ... Seninle aynı sancıyı çağıldayan bir nehir olup akmalısın vadiler boyunca.

Sonra yine yüzleşmek zorunda olduğun bir ben… Bir cevap, ötelerden…

Gece, bitmez sandığın en ağır acıları dökünüp, umudu, damarlarından çektiği bir demde, karanlığı bitiren müjde olup işitilir Bilal’in özgür sesi: “Esselâtü hayrun minen nevm.”

 

 Yazan

Mustafa Özbilge

Son Güncelleme: 03-09-2010 05:04

Anahtar kelimeler : mustafaözbilge, sonbahar
User comments Quote this article in website Favoured Print Send to friend Save this to del.icio.us Related articles Read more...
Arşivlerimiz ve Arşivcilik
 

Yazan: Hayrettin KAYA, Tarih: 27-08-2010 12:37

Okunma Sayısı : 90    

Beğenilme : 6

Yayınlama yeri : Edebi Sohbet Yazıları, Hayata Edebice Bakış


 Değerli dostlar,bu yazımızda ‘arşivlerin ve arşivciliğin önemi’üzerinde durmaya çalıcağım.
İsterseniz önce neden?sorusuna cevap arayalım.
Dünya’nın bir çok ülkesinde olduğu gibi geçmişte yaşanmış ancak bugün yaşayanlarca tam anlamlandırılamayan,merak edilen,gerçekten böylemi olmuş?denilen,yada nasıl olmuş,işin doğrusu nedir?diye sorulan olayların cevaplarını en doğru bir şekilde''arşiv''ler yardımı ile bulabiliriz.Arşivlere ulaşmada sıkıntılar yaşayanlar ise genelde şu kaynaklar yardımı ile yaşanmış bir olayı tam doğru ve tartışmasız öğrenebilir.
1-O dönemde,meydana gelmiş olayı /olayları,bizzat yaşamış görgü tanıklarından,
2-O dönemi yaşamış ve olaylara şahit olmuş araştırmacıların kaleme aldığı kitaplardan,
3-O dönemde yaşamamış olmakla birlikte,o dönemi yaşamış yakınlarından,görgü şahitlerinden bizzat duydukları,dinledikleri konuşmalarının ilgili ikinci kişi tarafından bugüne aktarılması ile,
4-Dönemin yazılı,görsel medyası,elinizin altında halâ duruyor ise onların yardımı ile,
5-O dönemi hiç yaşamamış olmakla birlikte bir''araştırmacı''ruhu ile davranıp ilgili olayı birinci,ikinci kaynaklar yardımı ile anlatan eser yazan,üçüncü,dördüncü kişiler eliyle...
Kısacası bu silsile böyle uzayıp gider.Uzadıkça yani ana kaynaktan ne kadar uzaklaştıkça olayın doğruluk derecesi,inanırlılığı da o ölçüde zayıflayabilecektir.
Örn.13.yy’da meydana gelen bir olayı,13.yy’da yaşamış bir müellifin kaleminden çıkmış eser yardımı ile en doğru bir şekilde öğrenebiliriz.
13.yy’da meydana gelen bir olayı 21.yy’daki bir araştırmacının elinden çıkmış bir eser yardımı ilede öğrenebilmek mümkün,çünkü ilgili kişi iyi bir araştırmacı ise büyük ihtimal o dönem eserlerini,belgelerini ve bulgularını incelemiş yada inceleyen kaynaklardan istifade ederek eserini kaleme almıştır.
Almamışta olabilir mi?

Son Güncelleme: 29-08-2010 17:12

Anahtar kelimeler : hayrettinkaya, arşiv, arşivci
User comments Quote this article in website Favoured Print Send to friend Save this to del.icio.us Related articles Read more...