İlk İnsan İlkel miydi?
 

Yazan: Hayrettin KAYA, Tarih: 25-07-2010 15:58

Okunma Sayısı : 100    

Beğenilme : 13

Yayınlama yeri : Edebi Sohbet Yazıları, Hayata Edebice Bakış


Değerli Dostlar;

Ülkemizdeki arkeolojik kazılarla ilgili gelen bir haber,beni hayli heyecanlandırdı.

Haber şöyle:

Bilim Dünyasını Şok Edecek Buluş:

Kayseri-Sivas karayolu üzerindeki Kültepe Höyüğü'nde yapılan kazılarda bulunan Asurlu bir tüccara ait iskeletin incelemesi sonucu, yaklaşık 4 bin yıl önce, kafatası açılarak, beyin zarı iltihabı operasyonu yapıldığı tespit edildi.Ankara Üniversitesi Dil Tarih Coğrafya Fakültesi Arkeoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Fikri Kulakoğlu,yaptığı açıklamada; ''Kaniş tepesinde kazılara başladığımız ilk gün, daha doğrusu temizlik çalışmaları sırasında bir mezar bulduk. Koloni çağına ait 4 bin yıllık mezarda, olasılıkla Asurlu bir erkek tüccara ait olduğu tespit edilen iskeletlerin yanında, tüccarın özel eşyaları ve silah olarak kullandığı mızrak ve baltası da bulundu. İskeletin kafa tasında kazı heyetimizdeki antropologların yaptığı incelemede Asurlu tüccarın ölmeden daha önce başarılı bir beyin ameliyatı geçirdiği ve iyileştikten sonra hayatını kaybettiğini tespit ettiler.''(23 Temmuz 2010)

Kur'an-ı Kerim, insanın muhtelif yaratılış devrelerinden bahseder.
Birisi; ilk insan Hz. Adem (as)'ın, ikincisi de diğer insanların yaratılmasıdır. Bu farklı yaratılışlara bazen ayrı ayrı ayetlerde, bazen de aynı ayette dikkat çekilir.

Nitekim Mü'minun suresinde;
"Andolsun biz insanı çamurdan (süzülmüş) bir hülasadan yarattık. Sonra onu (Hz. Adem'in nesli olan) insanı sarp ve metin bir karargahta (rahimde) bir nutfe (zigot) yaptık. Sonra o nutfeyi alaka (yapışan şey) haline getirdik, derken o alakayı mudga (bir çiğnem et) yaptık, o bir çiğnem eti kemik(lere) çevirdik (ve) o kemiklere de et (kaslar) giydirdik. Sonra onu başka yaratılışla inşa ettik (can verdik, konuşma verdik)..."(Mü'minun, 12-14).
Yarattığı kulunu en ince ayrıntısına kadar detaylandıran yüce Rab,kullarına akıl denilen muazzam bir nimeti bahşetmiştir.
İnsanoğlu aklı sayesinde,belli bir süreliğine yaşamak üzere bırakıldığı yeryüzünde,yaşam için gerekli uygun koşulları,tarihin her döneminde oluşturabilmeyi başarmıştır.
Tarih öncesi devirlerde ilkel olarak yaşadığına dair ifadeler,safsatadan başka bir şey değildir.
İlkellik,aklını kullanamamanın bir sonucu yaşanmış ise doğrudur,21.yy’da bile Afrika’nın ve Dünya’nın başka yerlerinde çok ilkel hayat koşullarında yaşamaya devam edenler halen bulunabilmektedir.Mağara yaşamı ilkelliğin bir sembolü ise bugünde mağaralarda yaşamaya çalışanları ne ile açıklayacağız.
Bu sebeple “ilkel mağara adamı kurgusu” gerçeği yansıtmamaktadır.Hele ki binlerce yıl boyunca insan türlerinin aynı şekilde ilkellikte yaşadıklarını düşünmekte yanlıştır.
Bugünün bilinen 4.000 yıllık medeniyet tarihi ile 32.000 yıl önce Chauvet Mağarasındaki resimler arasında bağ kurarsak ilk bilinçli insanın hiçte “ilkel”olmadığını görebilmek mümkündür.
Arkeolojik bulgular göstermektedir ki Buzul döneminde bugün denizlerle kaplı pek çok yer kara parçasıydı ve insanların bu bölgelerde yaşamaları muhtemeldir. Buzul devrinin sona ermesiyle bu kara bölgeleri sularla kaplandı.
Tarihçilerin bir kısmı Buzul döneminde kurulan medeniyetlerin travmatik iklim değişiklikleri sırasında ortadan kaybolduklarını düşünmektedir. “Yaban” insanının doğayla uyumlu teknolojiler geliştirmeleri de karanlık döneme ait ilkel olmayan tarihsel bulgular geçmişin hiçte “geri” olmadığını göstermektedir.

Evrimsel sürecin ilkelden gelişmişe bir “tekamül” olduğu yorumu ile evrim özdeş midir?
Bu yorumun Avrupa merkezli ve ideolojik olduğunu söyleyebiliriz.
Bu anlayışa sahip olan bilim adamları evrimsel dönüşümleri resmederkende karanlık dönem olarak adlandırdıkları ''Homo Erectus ve Neanderthal'' insanlarını hangi bilimsel veriye istinaden,ilkel, kaba saba, hayvanımsı ve medeniyetten yoksun şekilde resmetmişlerdir.Anlamak mümkün değil.
Peygamber kıssalarından Hz. Adem’in kıssasında şöyle denilmektedir;
Hz. Adem’e kitap verilip, fizik, kimya, tıp, eczacılık, matematik bilgileri öğretildi. Süryani, İbrani ve Arabi diller ile kerpiç üstüne çok kitap yazıldı.
Her şeye gücü yeten Cenab-ı Hak, ilk insan ve ilk Peygamber olan Hazret-i Âdem'e her ilmi öğretti. Kur'an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allah, Âdem’e bütün varlıkların isimlerini öğretti. Sonra onları meleklere göstererek, “Eğer doğru söyleyenler iseniz, haydi bana bunların isimlerini bildirin” dedi.) [BAKARA–31]
Bu husustaki hadis-i şeriflerden ikisi de şöyle:
(Âdem, Cennetten dünyaya inince, Hak teâlâ, ona her sanatı, her ilmi öğretti.) [Taberani]
(Allahü teâlâ, Hazret-i Âdem’e bin çeşit sanat öğretip buyurdu ki: Evlat ve zürriyetin, bir sanatla rızkını talep etsin! Dini geçim vasıtası yapmasın!) [Hakim]
Yine öğrenmeye ilginç bir vesile: Habil ile Kabil Hz. Adem'in oğullarından ikisidir. Habil'in Allah'a yaptığı kurban'ın kabul edildiği ve kendi kurbanın Allah tarafından kabul edilmediği için Kabil, Habil'i öldürür ve böylece dünyada ilk kâtil olma makamına mazhar olur. Sonra bir kargadan görüp Habil'i yerin altına gömdü.(Dikkat edin,Yaratıcı Rab,yarattığı insanoğluna bir şekilde yeryüzünde doğru yaşam koşullarının tamamını öğrenmesine sayısız vesileler kılmakta ve ona verdiği akıl ilede onun ilkel değil medeni bir canlı olarak yaşamasını sağlamaktadır.)
Hazret-i Âdem’den sonra medeniyette gerileyen kavimler olmuştur. Buna rağmen Hazret-i Nuh zamanında da maden ocakları işletilip, çeşitli aletler, makineler yapılmıştı. Hazret-i Nuh’un gemisinin, kazanı kaynayarak hareket ettiği, yani buharlı gemi olduğu Kur'an-ı kerimde bildiriliyor.
Nihayet emrimiz gelip, tandır kaynamaya başlayınca (sular coşup taşınca) Nûh’a dedik ki: “Her cins canlıdan (erkekli dişili) birer çift, bir de kendileri hakkında daha önce hüküm verilmiş olanlar dışındaki âilen ile iman edenleri ona yükle.” Ama, onunla beraber sadece pek az kimse iman etmişti.(HÛD-40 )
"HÛD suresi, 40. ayeti" tefsiri ise şöyle;
Bismillâhirrahmânirrahîm
Nuh'un gemisi, bugünün en büyük transatlantiklerinden çok daha büyük, özel bir statü içinde hazırlanmış, olağanüstü bir gemidir. Bütün dünyayı dolaşan gemi, Allah'ın kontrolündedir. Gemiyi, Allahû Tealâ hareket ettirmekte veya durdurmaktadır.
Burada Allahû Tealâ'nın emriyle kaynayan bir tennurdan bahsedilmektedir. Gemide muhtemelen bir atom motoru çalışmaktadır. Ya da bu kadar büyük bir gemiyi götürebilecek olan bir başka Allah'ın özel yardımı vardır. Suyun kaynaması, buhar oluşması ve o buharla geminin hareket haline geçmesi de ihtimal dahilinde olarak ifade ediliyor. Ama zamanımızın bütün transatlantiklerinden daha büyük olan böylesine bir geminin su buharıyla hareket etmesi çok akılcı değildir. Gündüz güneş ışığıyla sular kaynıyorsa, başka bir sonuca ulaşılır. Su buharının hareket gücünün çok ötesinde bir başka nesne var gibi görünmektedir.
Allahû Tealâ: "Emrimiz gelince tennur kaynadı." diyor. Daha yağmur yok. Gemi orada dururken, uskurları, pervane henüz çalışmamışken gemiyi harekete geçirecek olan sistem çalışmaya başlamıştır. Ayrıca pervane mi yoksa itici bir güç mü o da belli değildir. Ama Allah isteyince hareket eden, isteyince duran bir gemi, bu zamanki tekniğin ötesinde gibi görünmektedir.(Kaynak: kuranmeali.org / kurantefsiri.com)
Ayrıca kazılarda medeniyetlere rastlanması, eski insanların vahşi olmadıklarını göstermektedir. Kazılarda ilkel toplumlara da rastlanması, medeniyetlerin, zirveye çıktığını, sonra çeşitli sebeplerle yıkıldığını göstermektedir. Her medeniyet yok olunca, yenisini kurmak için sıfırdan başlamak gerekli olmuştur ki buda son derece normaldir.
Bir başka deyiş ile medeniyet grafiği inip çıkmıştır. Medeniyetlerin zirvedeki durumlarını görüp, eski insanların hepsine medeni demek nasıl mümkün değilse, medeniyetler yıkılınca yeni kurulan medeniyet seviyesi çok düşük olanlara da bakıp hepsi vahşi idi denilemez.
Tarihi,Taş, tunç devri gibi zaman dilimlerine,devirlere bölmenin bilimsel hiçbir değeri ve anlamı yoktur. Belki tarih öğrenimini kolaylaştırıcı katkısı olabilir o kadar.
Hele birde ‘eski çağ insanları ilkel idi’demek ise bilimsel olmasını bırakın,büyük bir önyargı ve ideolojik felesenin bakışından başka bir şey olamaz.
Daha net ifade ile söylersek ''İlk insanın çok ilkel(hayvansal)bir yaşam biçimi ve görüntüsüne sahip olduğu...''na dair safsata‘evrimci’lerin ve ‘devrimci’lerin uydurmasıdır.

 Araştırma / İnceleme / Derleme

Hayrettin KAYA


Son Güncelleme : 25-07-2010 19:14

   
Quote this article in website
Favoured
Print
Send to friend
Related articles
Save this to del.icio.us

Anahtar kelimeler : insan, hayrettinkaya, ilkel


Okuyucu yorumları  
 

Ortalama Üye Değerlendirmesi

   (0 Oylama)

 


Yorumunuzu ekleyin
İsim
E-mail
Başlik  
Yorum
 
Kullanımdakı İşaretler: 600
   Daha sonraki Yorumlar hakkında beni haberdar et
   
   

Gönderilen yeni yorum yok



mXcomment 1.0.9 © 2007-2010 - visualclinic.fr
License Creative Commons - Some rights reserved